Sanat, Tarih ve Anadolu, Hediyede Buluşuyor.
Atiye Anadolu…
Bozkırın sarıya çalan o sıcak yazını hatırlayın
Güneşin yeryüzüne en yakın olduğu saatleri… Hasat vaktini…
Başakların rüzgârla aynı yöne eğildiği, toprağın buğday kokusunu gökyüzüne bıraktığı o eski Anadolu günlerini…
Tozlu toprağın içinden geçen ılık rüzgârın boğaza düğümlenen kokusuyla, traktör gölgesinde verilen kısa bir molayı düşünün.
Yere serilmiş bir bez örtü…
Üzerinde biraz peynir, biraz ekmek, birkaç baş soğan…
Testinin içinde buz gibi ayran.
Yorgunluğun bile sade olduğu zamanlar…
Ve ellerinde kınasıyla babaannem Atiye Özcan…
Çalışmaktan eğrilmiş parmaklarıyla hayatı taşıyan Anadolu kadınlarından biri.
Belki de kendi yorgunluğunu düşünecek kadar bile vakti olmamıştı. Çünkü Anadolu’da kadın olmak, çoğu zaman sevgiyi sessizce taşımaktı.
Sabretmeyi, beklemeyi, şükretmeyi o ellerden öğrendim.
Bir sofranın yalnızca yemek değil; emek, dua ve aidiyet taşıdığını da…
Atiye Anadolu benim için yalnızca bir marka değil.
Bir hafıza.
Bir dönüş.
İnsanın unuttuğu özüne yeniden dokunabilmesi…
Çünkü bu ülkenin coğrafyası değişir.
Bir yerde bozkır başlar, bir yerde deniz.
Bir şehirde zeytin kokar sokaklar, bir başka yerde kekik, is ve toprak…
İklimler değişir, türküler değişir, ağızlar değişir.
Ama insanın içini titreten o tanıdık his değişmez.
Çünkü hepimizin hafızasında aynı şey yaşar:Bir anne eli, kalabalık sofralar, bayram sabahları, sandıklarda saklanan danteller, dedelerin sessizliği, babaannelerin duası…
Bizi birbirimize bağlayan şey tam da budur.
Aynı toprağın hatırasını taşımamız.
Atiye Anadolu, bu yüzden vardır.
Unutulanı hatırlamak, bizi bize yeniden anlatmak ve bu toprakların ruhunu zarafetle geleceğe taşımak için…